Çok Güzel Öldü Rahmetli – 4

Caminin, üzeri beyaz tenteyle kapatılmış mermer döşeli geniş avlusunda bekleşiyorduk. Hülya, teyzeleri, başta zangır zangır titreyen Ayhan olmak üzere Hülya’nın kuzenleri, Handan, Hüseyin ve zangır zangır titreyen ben falan. Birkaç defa bizim grubu avlunun dışındaki cenaze arabası yolunun oraya sürmeye kalkışmış, her defasında kalabalık bir teyze grubu tarafından “Güneşin alnında ne işimiz var?” diye azarlanarak püskürtülmüştüm. Arkamı tabutların dizildiği kıbleye döndüm ben de mecburen. Öldürsen dönüp bakmam. Hoca çağırır birazdan, cenaze namazı var ya, ama gitmeyeceğim tabii. Kılmayacağım, dikilmeyeceğim o tabutların önünde. Varsın kâfir desinler; benden buraya kadar kardeşim. Şuraya geldiğime şükredin, o uğurlama kalabalığına katılamam ben.

Tabut değil derdim, ölü hiç değil, ne kadar az diri görürsem o kadar iyi. Ölü uğurlanır mı yahu? Oğlunu askere mi gönderiyorsun? Ölmüş işte. Gömün gitsin.

Dayanamıyorum bu manzaraya; niye kimse anlamıyor?

Mümkünse ayakkabımın burnuna veya korkusundan ikide birde konuyu Amerika’daki ticaret hayatına getirten Ayhan’ın çenesine bakmaya çalışıyorum. Gözüne katiyen. Aynalı gözlüklerini takmış çünkü; baksam arkamdaki merasim alayını göreceğim kabak gibi, sırtımı döndüğüm de boşa gidecek.

Hülya karşımda, Ayhan’ın sağında duruyor. Cesur cesur da bir pozlar böyle; bana tepeden tepeden bir bakmalar falan. Çok da umurumdaydı. Bana ne.

Nimet Teyze benim yanımda. Cenazeye değil de pikniğe gelmiş sanki, öyle bir rahat, öyle bir huzurlu, öyle bir neşeli. Kocan öldü Teyze! Aloo! Hiç. Karşıyaka Mezarlığının yeşilliklerini övüp duruyor heyecanlı heyecanlı. Şuraya serecekmişsin kilimi, bizim Almanya’da nerdeymiş böyle güneş, ayaklarını da altına katlayıp oturacakmışsın, ohmuş, mismiş.

Hülya’nın sürüsüne bereket teyzelerinden biri kikirdedi o sıra. Yedi tane teyze var bizimkinde, say say bitmez. Hangisi hangisidir karıştırırım habire. Hikmet kimdi Nimet kimdi Servet kimdi Mürrüvvet kimdi, sorar dururum.

“Ne gülüyon?” dedi Nimet Teyze kardeşine.

Öbür, ismini çıkaramadığım teyzemiz açıkladı:

“Ay bi de böyle kadınlar memelerini açıp yatıverir ya iki dakka güneş açsa. Ona gülüyom.”

Nimet Teyze “Şayze…” deyip bir kahkaha patlattı. “Medeniyet başka bi şey tabii. Burda yatacan öyle var ya, tuttukları gibi sikiverirler.”

“Şşt…” deyip kesti ayıpladı bunu teyzelerden biri. O hepsinden beter kikirdiyordu. “Deli olma kız. Ayhan mayhan var burda. Ne biçim konuşuyon.”

Ayhan kendisi olduğuna göre mayhan da ben oluyordum. Veya Hüseyin.

“Aman!” dedi Nimet Teyze. “Eşşek kadar adam… Bilmiyo da benden mi duyuyo sanki? Amerika’da ne cevizler kırmıştır o. De mi lan Ayhan?”

Ayhan tahminen hâlâ titriyordu. “Yaa yok Teyze yaa…” dedi mırıl mırıl, “Nerden çıkartıyorsun şimdi? Günah!”

“Aa, tabii, günah valla.” dedi bir başka teyze. Servet miydi ki? Ne bileyim.

Başka zaman olsa katıla katıla gülerim şu konuşmalara. Şimdi sırtımın gerisinde korku var, gülemiyorum. Bıraksan ağlarım hâttâ.

Hadi buyur, millet hareketlenmeye de başladı. Cenaze namazına koşuyorlar. Bu hareket var ya, öldürüyor beni, canımı alıyor.

Baktım Ayhan yanıma gelmiş.

“Hadi enişte. Namaz başlıyor.” Sesi ayrı titriyordu çocuğun, dudakları ayrı, elleri ayrı. Nasıl korkutmuşsam artık.

“Sen Hüseyin’le kıl.” dedim. Sesim ayrı titriyordu, dudaklarım ayrı, ellerim ayaklarım ayrı. Nasıl korkmuşsam. Düştüm düşeceğim. “Tansiyonum şey oldu galiba biraz. Şuraya bir yere oturmam lâzım.” Ciddiyim; başım dönüyor, otursam da orada bayılsam keşke, ama onu da yapamam. Kaçmam lâzım. “Allah’ım, yardım et!” diye dua ediyorum içimden. “Allah’ım, yardım et!”

Etti.

Daha hoca mikrofonu eline alıp cenaze namazının nasıl kılınacağını anlatmaya başlamamıştı. Başlasa küt diye gideceğim ben; gergin bir bekleyiş içindeyim, birden, “Haa, bak ne gösterecem size…” dedi Nimet Teyze. “Bak bak…” Dallı güllü cep telefonunu kaldırmış parmağıyla gezdire gezdire bir şeyler arıyordu.

Buldu.

“Bak!”

Baktık biz Ayhan’la. Hülya da geldi salak gibi. “Hani, ben de bakayım. Ne o Teyze?”

“Videyo.” dedi Nimet Teyze. “Gel gel, çok güzel.”

Koca telefona dördümüz birden bakıyorduk şimdi: Ben, Ayhan, Hülya, bir de Nimet Teyze.

Ekranda bir hastane odası belirdi. Arka planda Nimet Teyze’nin sesi vardı: “Hastane odamııızzz…” Saçı başı dağınık bir kadın el salladı. “Komşum Nilüfeeer… Allah razı olsun, hiç yalnız bırakmadııı…” Monitör, serum torbası, serum borusu, oksijen maskesi, derken Bekir Enişte. Siyaha yakın bir yüzle yatıyordu rahmetli. Hülya “Ay!” derken Nimet Teyze’nin kayıtlı sesi devam etti: “İşte Bekiiir…” Ayhan, “Öl… öl… ölmüş mü?” gibi bir şeyler titretti dudaklarında. Düşüyordu, ben tuttum. “Dinleyin dinleyin…” dedi Nimet Teyze, “Bak en güzel yeri geliyo şimdi.”

Geldi.

“Bekiiir…” diye sesleniyordu videodan. “Aç gözünü Bekiiir… Bekiiir…”

Bekir Enişte hâlsiz hâlsiz sızlandı, ağzını şaplattı, hafifçe araladı gözlerini.

“Dur…” Nimet Teyze’nin sesiydi gene. “Şunu çıkartalııım.” Bir el uzandı, Bekir Enişte’nin ağzını burnunu kapatan oksijen maskesini çıkarıp motosiklet gözlüğü gibi alnına kaydırdı. Sonra görüntüye girdi elin sahibi; deminki dağınık saçlı Nülüfer’di bu. “Kaldır Nilüfer!” dedi Nimet Teyze. “Ben çekiyorum, kaldır kafasını.”

Dağınık saçlı kadın sağ kolunu Bekir Enişte’nin terli boynunun altına soktu, destekleyip hafifçe doğruttu adamcağızı.

“Yaa ne bu yaa?” dedi Hülya. Baktım ağlıyor.

“Dur ay dur sen de…” dedi Nimet Teyze. “En güzel yerine geldik.”

Hakikâten de gelmiştik.

“Hadi Bekir…” diyordu şimdi videodan, “Hadi… Bekiiir… Az kaldı anam, hadi… Getiriver. Hadi… Bak ben getiriyom: Eşhedü…”

Bekir Enişte, “Eşhedü…” dedi, küt diye gitti.

“Ay gördünüz mü?” dedi Nimet Teyze. “Çok güzel öldü rahmetli.”

Çocuk mocuk diyoruz ama Ayhan eşşek kadar adam, tutmaya gücüm yetmedi, o da küt diye gitti yanımda, aman demeye kalmadı, Hülya da gitti. Onu havada yakaladım.

Cenaze namazı başlamadan Hüseyin’in park yerindeki arabasındaydık biz. Yırttım diye nasıl seviniyorum. Hülya’yı arka koltuğa uzatmış, Ayhan’ı ön koltuğa oturtmuştuk. Ben caminin şadırvanından doldurduğum pet şişeyle su çalıp durdum bunların suratına. Çoktan ayıldılardı ama olsun. Dalgamı da geçiyordum mis gibi. “Ölüden korkulur mu lan?” falan diyordum. “Gördünüz işte, ne güzel öldü rahmetli.”

Hülya hâlsiz hâlsiz saydırıyordu bana:

“Piss!”

One thought on “Çok Güzel Öldü Rahmetli – 4

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s