BULURSUN

Aşktan dem vuracağım; biraz da meşkten. Ama lâfı dolaştırıp getireceğim getireceğim yere. Çimenden çiçekten, börtü böcekten getireceğim. Sabır.

Altına çarşaf serersin. Yetmedi de boşluk kaldıysa birkaç çarşafı ularsın birbirine, aralarını yorgan ipliğiyle teyellersin. Esnek ağaçtır dut. En kalın yerine bile omuz atsan, en uç dalına kadar taşır darbenin titreşimini; sen gibi ben gibi ürperip üstten aşağı sallanır şöyle. Patır patır… Dutlar inmeye başlamıştır. Başta lâyığıyla sallanmıyor, ince dalları rüzgâr yemiş gibi yatıp kalkmıyor diye, dökülse dökülse tek tük dökülürmüş, güzel bir hasat olmazmış gibi geldiydi sana hâlbuki. Bak, oluyormuş. Şımarıp bir omuz daha atarsın; oluyor çünkü. Gene patır patır… Hava senin havan, bir omuz daha atarsın, bir daha, hadi bir daha. Usuldan usuldan gidip gelmeye başlar artık uç dallar; yatıp kalkmaya falan. Omuz omuz üstüne, o ona bu buna eklene eklene yürür odun borularının içinden senin istek ve arzuların. “Ver, daha ver! Dökül!” Patır da patır… Dutla desenlenmeye başlar çarşafın yüzü. Kimi çok olgun, çok etli, çok ağır kimi; düşmenin şiddetiyle ezilip yayılır kimi rugby topu gibi. Kimi kızarık, kimi yusyuvarlacık, kimi anadan doğma elips. Ama hepsi mis mübarek. Yeter mi? Sana kalmış. Yetmez dersen devam… Verebildiği kadar verecek, garanti. Yeter dersen dürersin çarşafı kıyıdan göbeğe doğru, sıkmadan büzüp torba yaparsın, götürürsün mutfağa, avuç avuç alıp doldurursun kâseye.

Sever misin dutu sen? O zaman yıkamadan yiyeceksin. Su, tadını da kokusunu da şerbetini de alıp götürür. Yıkayamazsın; yal gibi bir şey olur. Da… Karınca da düşmüştür ağaçtan, osuruk böceği de düşmüştür, örümcek de düşmüş, örümcek ağına dolanmış ölü sinek de düşmüştür. Ve illâ ki üç dört tane de kulağakaçan. Torbada kalan yığının arasında hamaratça dolanırlar vıcık vıcık. “Iyy!” dersin muhtemelen. “Duttan da tiksindim be!” dersin.

Bu burda dursun.

Aşka meşke gelelim şimdi biz. “Seviyorum be!” dediğine, “Ölürüm yoluna!” diye nârâlandığına gelelim. Altına çarşaf sermene gerek yoktur; ne dökülürse avuçlarının içine dökülür senin. Esnektir dut gibi, ne istiyorsan verir. Mâşuğundan bahsediyorum. Her talebin bir omuz darbesidir onun ruhuna; sen fark etmezsin ama üstten aşağı ürperip titreşir Azrail yoklarmış gibi. Dökülür meyveleri patır patır. İstedin, verdi, gördün mü? Şımarıp daha fazlasını talep edersin; verir çünkü. Su içmek istersin nehir verir, yanında dursun istersin omuz verir, beraber gezelim istersin el verir, sarılıp yatalım istersin canını verir. Onun varlığıyla desenlenmeye başlar senin varlığın. İstersin verir, istersin verir… Dolar ruh torban. Da… Sonra başlarsın “Ne vermiş bakalım?” incelemeye. “Acaba içinden kötü bir şey çıkar mı?” Dut da verdiydi ama bir dolu da börtü böcek verdiydi hani? Ondan emsâl. Ana!İçine bir kurt düşer. Daha mı az isteseydin ki keşke? Hâttâ hiç istemeseydin de o mu getirip verseydi? Canın çekmez olur eskisi kadar. İstemek bile istemezsin bir daha. Belki tiksinirsin bile. Böceği cücüğü kımıl kımıl görüp de “Duttan da tiksindim be!” dediğin yerde, “Bu burda dursun.” dediydim ya az yukarıda? Durmasın artık. Şimdi al getir onu aşağıya. Sevdâ bahsine getir; aşk meşk bahsine. İsteyip durduklarının – çatır çatır söküp aldıklarının arasına meğer istemediklerin de karışmış diye ne çok sevgiliyi terk ettin değil mi? Ne çok sevdâdan tiksindin. Hâttâ aşk bile aşk değilmiş gibi geldi sana. Burnunun kötü kokudan kaçtığı gibi kaçtın nicesinden. Niye? Çünkü içinde “şey” vardı.

Hepsini terk ettin, hepsinden kaçtın, şu daha mı iyidir ki deyip deyip başkalarına kucak açtın. İyi mâdem… Buldun mu bari? Bulursun bulursun. Ara. Çöpsüz üzüm, dikensiz gül, kulağakaçansız dut da bulursun sen. Sat sav gönlünü sana verenleri, gönlünü gönülsüzlere düşüredur. Bulursun kesin.

Ara.

_Sezgin Kaymaz

Ar Namus Tertemiz…

5f576b44f9239e4abd885f4dd11b40fa              Ne bestenin kime ait olduğu biliniyor ne de güftenin. Bilinse bilinse Nurhan Damcıoğlu’ndan bilindiği için kanto diye biliniyor, ama aslında rast türküdür kendisi.
Şudur:
Ben kalender meşrebim, güzel çirkin aramam
Gönlüme bir eğlence isterim olsun…
Tercüme etmem gerekirse, şiirin sahibi diyor ki: “Nefes alsın yeter!”
“Ayıp yaa!” diyesin geliyor değil mi?

Anlıyorum seni.
Ama sen de şunu anla: Türküler acıları anlatmaz sırf. Kahramanlık hikâyeleriyle dolup taşmaz. Daha ziyâde aşkları, en daha ziyâde sevgileri, çok çok daha ziyâde tutkuları, hevesleri anlatır.
Her şeyiyle anlatır ait olduğu milleti. Derdiyle tasasıyla, hayrıyla şerriyle, varıyla yoğuyla, götüyle göbeğiyle, seksomanyağıyla aseksüeliyle, oğlancısıyla ablacısıyla anlatır. Hakiki namus başka bir şey çünkü; senin sandığın o organ değil.
Dürüstlük, samimiyet, açıklık.
Toparlayayım: Olduğun gibi görünebilmek. Hakiki namus bu.

“Yok, öyle olmaz. Hakiki namus en ayıpçı organımdır.” diyorsan, ben de sana “Ona öyle demezler!” diyeceğim.
Dinle: Misâl, Neşet Ertaş diyor ki,
Tomurcuk memelerin /Çözüver düğmelerin
Göreyim sinelerin /Gel yanıma gel…
Ne yapacaksın şimdi? Beddua mı edeceksin merhumun arkasından?

Bedri Karaman mukâbelede bulunuyor oradan:
Dam üstünde un eler / Tombul tombul memeler
Memeler baş kaldırmış / Kavuşmuyor düğmeler…
Demek ki neymiş? TRT repertuvarında çarpıtıldığı gibi “Dam üstünde un eler, tombul tombul neneler…” değilmiş bu türkünün aslı. Yoksa nenen niye un elesin kardeşim? Gelini var, kızı var, torunu var. Dama niye çıksın ayrıca?
Düşün. Gönül Yazar’ın meşhur ettiği, buram buram porno kokan şu anonim türkümüze ne diyeceksin?
Halimeyi samanlıkta bastılar / Şalvarını gül dalına astılar / Gecesini bin beş yüze kestiler…
“O da samanlığa gitmeseymiş madem!” mi diyeceksin? Tam burada bir Hüseyin Balkan derlemesi arz etmek isterim sana. İçinde tabiat var, coğrafya var, anatomi var, fizyoloji var, din imân ve elbette mebzûl miktarda seks var. Buyur:
Antalya’nın mor üzümü, / Severler boyu uzunu
İmamın küçük kızını, / Sarsam ne zaman ne zaman…
İyi niyetli olsan da desen ki “Türküyü yakan arkadaş, imamın küçük kızını üşümesin diye sarmak istemiştir.” Sen bile inanmazsın. Coğrafya demişken, Emirdağ’a uzanasım geldi.
Emirdağı geçmeyilen yol olmaz / Altın yere düşmeyilen pul olmaz
Fadime’yle bir gececik yatmaylan, / Adı çıkar amma kendi dul olmaz…
Demek ki ne olmazmış? Dul. Coştum. Ege’den devam…
Bizim bağa gideriken serhaya / Çektiler kolumdan beni tenhaya…
“Lan? Ne demek lan bu?” diyorsun değil mi şimdi? Ben aklına sokmasam efendi efendi dinleyip vah tüh diyecektin. Rumeli’nin başı kel mi?
Ar gelir Osman Aga ar gelir / Safiyeme karyola dar gelir…
Safiye obezmiş meğer. Yedin mi? Yemedin. Gel hadi, “Portakal Dilim Dilim” türkümüzün sözlerine bakalım senle…
Dola kolların boynuma / Sok ellerin koynuma / Bir gece eğle beni / Her gece eğle beni…
Eğlenceden kastın tombalaysa, tombala torbası da koynunda duruyorsa o başka tabii. Ona sözüm yok. Hem çalar hem oynarsın hani bir de. Düğünde dernekte mutlu mesut gülümeyip kafa sallayarak şıkır şıkır göbek atarsın.
Halkalı şeker / Hasiretlik çeker / Çok sallanma sevdiğim / Cahilim aklım çeker…
Karşındaki bıyıklı arkadaşın birdenbire durup “Aklın ne çeker kardeş?” diye dayılansa sana? “Biz burda adam gibi oynuyoruz. Nerde senin aklın? Ayıp!” dese? Ne diyeceksin?

Şimdi bir de şu var:
A benim allı yârim / Yanağı güllü yârim / Ben sana git mi dedim / Ellerle yat mı dedim?
Hüseyin Turan sağ olsun, belli olmasın diye sonunu değiştirmiş sözlerin. “Ben sana git mi dedim, ellerde kal mı dedim?” şeklinde. Belli olmamış mı sence? Bence daha bile çok belli olmuş. İnsan dinlerken, “O son kafiye tutmuyor; kesin ‘yat mı dedim’ olacaktı diye iki defa düşünüyor. Sen kaç defa düşündün? Doğru söyle. Şakir Öner Günhan TRT’de koca gözlerini şirin şirin açıp kafasını da sağa yatırıp mütebessim söyledi diye Zühtü’yü masum sanırsın meselâ. Değil.
Samanlıktan kaldıramadım samanı / Şimdi geldi sarılmanın zamanı / Sana yandım Zühtü
Amanin yandım Zühtü…
Bir de bunu erkek adam söylerseee… Kaçma. Üstüne üstüne geleceğim senin. Hadi buyur:
Armut dalda beşimiş / Tan yerleri ışımış / Annesi yorgan vermemiş / Kar memeler üşümüş…

Şunu da buyur elin değmişken:
Ayşe balkonda yatar / Yorgana tekme atar…
Niye? Çok mu kızmış yorgana? Aralarında husûmet mi varmış?

Ne demek şu:
O yana da dönder sar beni / Bu yana da dönder sar beni…
Diyelim sardık… Sonra?

Feride var misâl. Kadın kadın değil afrodizyak mübarek.
Armut dalda sallanır / Yere düşer ballanır / Feridem kollarında / Ölmüş adam canlanır…

Al, bir düğün havası daha sana:
Oy farfara farfara / Ateş düştü şalvara / Ağzım dilim kurudu / Kız yalvara yalvara…
Kibar hanımların beylerin arasına karışıp pek latif oynarsın bununla. Hâlbuki şalvar, ateş… Değil mi? Bir de yalvarıyormuşsun falan. Anam anam anam. Sanırsın ki kaytan bıyığa övgüdür; dere tepe derken doğa sevgisi aşılar falan. Bak bakalım ne aşılarmış:
İndim derelerine / Bilmem nerelerine / Kaytan bıyıklarımı / Sürsem nerelerine…
Sormaz mısın, nereme inip o kıvış kıvış bıyıklarını nerelerime süreceksin? Manyak mısın nesin? Kaytan bıyık demişken kaba sakal geldi gözümün önüne. Cem Karaca çıkmasın mı ordan rahmetli?
Domur domur memelerin mintanını gerdirir / Sendeki işve anamda olsa babam geri dirilir…
Hemen iftira atma adama. Uydurmamış. Bildiğin anonim türkü bu.

Dur daha. Seks demişken hep hetero olacak değil. Her telden olacak elbet. Çünkü her telden insan yaşar her memlekette. Türküler seni anlatır sana.
Kimin şu?
Aman şeker oğlan / Yandım şeker oğlan / Anasına küsmüş / Damda yatar oğlan…
Söyleyeyim; Yağcıoğlu Fehmi Efe’nin. İsmine bakılırsa erkek kendisi. Türküyü yaktığı oğlan da adı üstünde; oğlan.

Abdülvahap Sait’ten gidelim bak:
Beyaz gül kırmızı gül / Güller arasından gelir / Yârim giymiş beyaz aziye / Cuma namazından gelir…
Kadınlar cuma namazına gitmediğine göre? Ne diyon hacı?

Bir tek daha atalım üstaddan:
Zeynel’e yaptırdım altından tarak / Tara perçemini bir yana bırak / İstedim size gelem yollar çok ırak / Zeynelim Zeynelim bala bala Zeynelim / Kolların boynuma dola dola Zeynelim…
Burhan Çaçan, ayıp olmasın, halkımızın namusuna dokanmasın diyerekten “Zeynebim Zeynebim” diye salladıydı. Ordan hatırla. Aslı bu.

Daha nelerimiz var bizim. Hey yavrum hey!
Ağam olasan Ömer / Paşam olasan Ömer / Yetim kalasan Ömer / Benim olasan Ömer…
Bu gayet homoseksüalist türküyü de Mehmet Özbek terbiyelileştirmiştir. “Benim olasan Ömer” yerine “Bensiz kalasan Ömer” diyerekten. Ama yemedik biz. Sen de yeme.

Ahmet Kaya’dan gelsin:
Saza niye gelmedin / Söze niye gelmedin / Gündüz belli işin var / Gece niye gelmedin…
Saza kadın gelmez. “Ne demek istiyon sen? Kimi bekliyon gece gündüz?” deyip de gerisini söyletme bana şimdi.

Celâl Güzelses buyuruyor ki:
Ayvanda yatan oğlan / Gömleği keten oğlan…
Herhâlde kendisi manifaturacı değil. Pazen kumaştan bahsetmiyor burda; oğlanın kumaşından bahsediyor. Meslek başka.

Meslek demişken, berbere gidelim, kalk…
Getir berber getir, aynayı getir / Ak gerden altına, tut beni yatır…
Hadi Allah kurtarsın ondan sonra.

Türkü – şarkı, şu bu. Tarih – kültür.
Hepsi sen, hepsi ben.

Evliya Çelebi anlatıyor “Seyahatnâme”sinde:
Padişahın huzurundaki resmi geçide iştirak eden hizanların (ibnelerin) sayısı 212, deyyusların (pezevenklerin) sayısı ise 300 idi.
Yalan mı sence? Fatih Sultan Mehmed’e soralım. “Avni” mahlasıyla cevap versin o da:
Bir firengi dilber olduğunu bilürdi Avni ya
Bel-ü boynunda o zünnâr-ü çelipâyı gören…
Yani desin ki; “Beline taktığı kuşak olmasa, Avni o dilberi bir Hıristiyan kadın sanırdı.”

Gel kardeş; bir daha düşün sen.
Ya topyekün namussusuz biz, ya da namus denilen şey, senin zannetiğin o kısımda değil.
Hani nerende? Göster bakayım.
Yok. Oranda değil.
Daha yukarı çık.
Daha.

ZaytungZone’da Okur Buluşması Vardı

1971 Akademi Kitabevi&Cafe İstanbul okur buluşmasının ardından 4 Haziran Cumartesi günü 12.00 / 14.00 arası bir Okur Buluşması da ZaytungZone Ankara’da gerçekleşti. Ayşegül ve Hülya’nın da katıldığı buluşmada baldan tatlı sohbet ile keyifli saatler yaşandı. ZaytungZone’a ve buluşmada hazır bulunan, gelmek isteyip de gelemeyen, yetişemeyen tüm okurlara teşekkürler…

1971 Akademi Kitabevi&Cafe okur buluşmasından sonra İstanbul’da kalktığımız masada sohbetlerini sürdüren Aslıgiller, Bijengiller, Cemgiller polisiye edebiyat eserleri ve hentbol üzerine fikir alışverişinde bulundu. Kendilerine “Hentbol Güzeldir!” Diyor sevgilerimizi sunuyoruz. 13310430_10153959494387034_2098533607551063402_n